EcoTripSoS - Rize Anıları...

Karadeniz Notları 7 – Rize

Rize’ye vardığımızda akşam olmuştu.Şehre ilk girişimizde,geçtiğimiz yollar ve gördüğümüz binalar,buraya çokça yatırım yapıldığının göstergesiydi.Sahil yolu,denizden doldurulmuş bir yoldu.denizden epey yer kazanılmıştı.Bugüne kadar,başbakanları,bakanları ve dünyaca ,ünlü bilim adamlarını yetiştirmiş olan Rize elbette böyle bir görüntüyü hakketmişti.

Karadeniz - Rize

Rize’ye vardığımızda,İslampaşa mahallesine doğru yol almıştık.Dokuma tezgahları diye bize söylenen atölyelere gidiyorduk.Atölye ve alışveriş mağazası  bitişikti.Herkes alışverişe yönelmişti,bense, atölyeyi tercih etmiştim.Kızların tüm hünerlerini kullanarak dokuduğu  bu bez Rize beziydi,Şile bezine benziyordu ama ondan ayrıydı.Piyasada sahte Rize bezi diye satılanlar da vardı,Gerçeği bej renginde olup,üzerinde örümler ve de ajurlar bulunmaktaydı.Hint kenevirinden yapılan,binlerce yıldır sürdürülen bu dokuma geleneği,acaba gereken ilgiyi görmüş müydü ? Evet gereken destek verilmiş, dışa açılmıştı.Saka Türklerinden kalan bu dokuma işini canlı tutup,daha da geliştirmek,yeterince tanıtımını yapmak gerekliydi.

Alışveriş mağazasının uygun olan bir yerinde,çalan Kolbastı müziği eşliğinde,kızlar bir de gösteri yapmıştı bize.Trabzon’dayken öğrendiğime göre,şimdilerde çok moda ve tartışmaları yapılan bu ritmik dans  “ Serseri oyunu,Faroz Kesmesi “ adını almıştı ve  şimdilerde Kolbastı deniliyordu.Denizciliğin figürlerini de içine alan bu dans izleyenlere büyük bir zevk vermişti.Alışverişler ve incelemeler tamamlandıktan sonra otelimize dönüyorduk.

Öncelikle,eşyalarımızı bırakmak amacıyla Turizm Otelcilik Uygulama Oteline gittik.Eşyalarımızı bıraktık. Her zaman olduğu gibi bilgi alabileceğim,yerel insanları arıyordum.Bahçede çay içerken,Rizeli olduğunu yüzlerinden ve konuşmalarından anladığım üç kişiye yaklaştım,olanca içtenlikleriyle,masalarına oturmamı ve çay içmemi istediler.Sohbetimiz çok samimi geçiyordu,bırakmak istemiyorlardı.Doğal halleri,ve konuşma biçimlerini merakla izliyordum.O sırada,grup liderimizin toplanma düdüğü duyuldu.Rizeliler,aman erken gel bu sohbete devam edelim demişlerdi,onların da hoşuna gitmişti sohbet.

1877’de yazdığı Trabzon Tarihi adlı eserinde,Şakir Şevket,Rize’nin doğusunda bulunan  dere kenarlarında pirinç ekildiği için,dereye Rumca pirinç anlamındaki Iriziyos verildiğini ve şehrin adının bundan türediğini anlatır.M.S 131 yılında buralara gelen Arianos Rize çayının adını Yunanca Askuros diye  verir.Askur Oğuzların bir boyuydu.Askoroz deresi de bu boydan geliyordu.Halen Askurların Gürcistan’da kendi adlarıyla anılan vadide yaşadıklarını biliyoruz. Askur ya da Yazgur adlı Oğuz boyu acaba Tekirdağ’ın Yazır köyünü de kurmuş olabilir mi diye düşündüm,ama ,Yazır, Oğuzların Bozok kolunun Yazır boyu tarafından kurulmuştu.

Karadeniz - Rize - Ayder Yaylası

Gece gözüyle Rize’yi görmek için kaleye  düzgün yollardan çıktık.Rize’nin görüntüsü harikaydı.,ışıl ışıldı. Kale hakkında pek fazla bilgi yoktu. Cenevizliler tarafından yapıldığı söylenen kale,denize kadar uzanmaktaydı,denizin dolgu sahası olması nedeniyle,bu bölümler görülemiyordu.Kalede enfes Rize çayını ,içmiştik.çayı Rize’ye getiren Zihni Derini de saygıyla anıyorum. Ertesi gün,Ayder yaylasına gitmek üzere otelimize döndük.Büyük bir sabırsızlıkla sabahın olmasını bekliyordum Ayderi görebilmek için.Ama,Holdoz’da olduğu öğrendiğim bin yıllık çınarı görmemiştim.

Sabah uyanıp,kahvaltılarımızı ettikten sonra, Ayder’in yolunu tutmuştuk.Pazar ilçesini geçip,Ardeşen’e yakın bir yere,Fırtına vadisinin başlangıcına gelmiştik.Dere gürül gürül akıyordu.

7.1.2 Ardeşen

            Trabzon’da Yavuz ünvanını alan Sultan Selim,Fırtına vadisinin başlangıcına geldiğinde, buralarda kimsenin yaşamadığını öğrenir,derede yüzen ağaç parçalarını da görünce,askerlerine “ Buranın ardı şen olmalı,gidin ,inceleyin gelin” der. Askerler geri döndüklerinde,” Hem de ne şen padişahım” derler.Bundan sonra buranın adı Ardı şen olur ve zamanla Ardeşen’e dönüşür.

Her yerinden akan suların olduğu Fırtına vadisine girmiştik.Geçtiğimiz yerlerde,Mimar Sinan’ın yaptığı tek gözlü köprülere benzeyen köprülerle, bölge halkının zekice buluşu olan asma köprülere rastlıyorduk.

Dik ve sarp yamaçların arasında vadiye yapılan asfalt yoldan,meşe gürgen,ladin,köknar gibi ağaçlardaki renk cümbüşünü izleyerek yol alıyorduk.Karadenizli,ekebileceği her alana çay ekmişti.Yılda üç defa ürün alınıyordu buralardan.Uğradığımız çay fabrikasında anlatmışlardı.Yaptığım tüm aramalara rağmen beyaz ve yeşil .çayı bulmamıştım.Zirvelere doğru,Kaçkarların tepe noktalarında halen erimemiş olan karı görebiliyorduk.

Etrüsklerin yerleştiği Kuzey İtalya’da, Fortuna adıyla bir şehir bulunmaktaydı,ve bu şehirde aynen Fırtına vadisi gibi vadilere,yeşilliklere  sahipti.Bölge insanına Fırtına dedirttiğiniz zaman Fortuna’ya benzer telaffuz ediyorlardı.Fırtına vadisinden de İtalya’ya gidenler olabilir miydi ? Neden olmasın ki,Etrüskler buralarda yaşamamışlar mıydı?

Leave a reply

Your email address will not be published.

two × 1 =