EcoTripSoS - Karadeniz Rehberi...

Karadeniz Notları 4 – Trabzon

6.1.Trabzon

Sabah,kahvaltılarımızı ettikten sonra,tarih boyunca çeşitli mücadelelere ve çatışmalara sahne olmuş Trabzon’u gündüz gözüyle görmek,tanımak heyecanlandırmıştı beni.

Fatih Sultan Mehmet’in fethettiği;Yavuz Sultan Selim’in  Sancak Beyliği yaptığı,Yavuz ünvanını aldığı Trabzon ipek yolunun Karadeniz’e açılan kapısı  olduğu için çağlar boyunca çatışmalar  yaşamıştır.

Antik kaynaklardan öğrendiğimize göre, Trabzon’dan Kafkaslara kadar olan bölgeye Kolkhlia – Kolkhid bölgesi denilmekteydi.Burada yaşayan ilk kavimler de,Makron,Kolh, Tsann ( daha sonra laz adıyla anılacaklardır) ve Pelasg ya da Etrüsk denilen kavimlerdi.

İyonyalıların,Ege,Marmara kıyılarını kolonileştirdikleri gibi Karadeniz’e de, buraya kaçırılan Altın postu almaya gelen Argonotlar’dan sonra  geldiklerini ve 7. yüzyılda kolonileştirdiklerini öğreniyoruz.Argonotlar  postu aldıktan sonra Karadeniz’in kuzeyine doğru gitmişlerdir.Altın yurdu anlamına gelen Kolkh ülkesi  Greklerin ilgisini çekmiştir.

M.Ö 3 ve I. Yüzyıllar arasında Pers  satrabı olan  Mithridates Pontus karalığını kurmuştu. Mithridatesin 22 dili konuşması ve hiç tercüman kullanmaması,burada yaşayan kavim sayısını göstermesi bakımından ilginçtir.Bu kadar dili bilen birisi,ne yazı ki, bir kitap yazamamıştır.Trabzon ve bölgesinde Rumca konuşulduğunu duymuştuk,oysa yaptığımız araştırma ve incelemeler bize, bunun yerli halkın dilleriyle,Grekçe karışımından  doğan Romanoıd adlı bir dil olduğunu göstermişti.kelimeler Grekçeyle birebir uyuşmuyordu.Bölgede konuştuğumuz insanlardan, artık bu dili konuşan çok az sayıda yaşlı kaldığını belirledik.

Eski Tekirdağımızı ve Trakları da bize ayrıntılarıyla anlatan antik dönemler hakkında bilgiler aldığımız Xenephon, Trabzon’a  adını veren ilk kişidir. Xenephon.Sur duvarlarının dört köşe ve şehrin masa biçiminde kayalardan oluştuğu için Trapeza-Trapesus adını vermiştir .            Yavuz Sultan Selimin Sancak beyi olarak bulunduğu,Kanuni Sultan Süleyman’ın doğduğu ve  1461 yılında fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilen Trabzon’da Fatih  ismine bolca rastladık.

Trabzon Çarşı

6.1.2.Trabzon Çarşısı ve Camii

            Otobüsümüz Trabzon Rus pazarı otoparkına park ettikten sonra,alışveriş yapmak isteyenler pazara girmişti.Halbuki,pazardan daha önemli bir yer vardı,Çeşitli renkleri ve tarih kokan dokusuyla Trabzon çarşısı.

Trabzon’a özgü el işlemelerinin ve hediyelik eşyaların,çeşitli giysilerin satıldığı,el sanatlarının sürdürüldüğü dükkanların bulunduğu çarşı,daracık sokaklardan oluşmaktaydı.Aceleyle, tek kubbeli  bedesteni ve üç katlı olup, bir hayırseverin 1781’de yaptırdığı Vakıf hanı bulmuştum.İçinde birkaç fotoğraf çekip,Keşan diye tabir edilen bezleri inceledim. Edirne’nin Keşan ilçe adıyla, örtü olarak kullanılan renkli bezin adının bağlantısını tespit edemedim.Çok kalabalık olan çarşıdan,Çarşı Camiine geçtim.

Son cemaat yerinin altında dükkanlar bulunan camiye girdiğimde,doğrudan mihraba yöneldim.Trabzon valilerinden Osman Paşanın 1839’da yatırdığını öğrendiğimiz Çarşı camide,çok düzgün taş işçiliği uygulanmıştı.Kapı ve pencerelerinde barok uslubu kullanılmıştı.Mermerden yapılmış mihrap ve minberdeki işçilik özenle yapılmış,daha önce örneğini görmediğim türdendi. Mermerler,adeta nakkaşe elinden çıkmış gibi büyük bir titizlik ve ustalıkla işlenmişti.

İncelememi bitirdikten sonra,Atatürk Köşkü’ne gitmek üzere otobüsüme döndüm.Trabzon’un  güzelliğini  yaşayarak,düzenli yollardan Köşke doğru yol aldık.Hala,sapasağlam ayakta duran kalenin yanından kıvrıla kıvrıla yukarılara doğru çıkıyorduk. 

6.1.3. Trabzon Kalesi

Kale kıyıdan tepelere kadar yayılmaktaydı,Çok iyi korunmuştu.Cenevizliler ve Venediklilerce yapıldığı sanılmaktadır.Roma kalesi olmadığı M.Ö V. Yüzyılda Xenephon’un şehri  anlatırken bu kaleyi gördüğünü söylemesinden anlamaktayız.Kale,Yukarı Hisar,Orta Hisar ve Aşağı Hisar bölümlerinden oluşmaktadır,İki dere arasındaki Yukarı Hisar ve Orta Hisar Trabzon’un Xenephonun adlandırdığı gibi trapezden adını aldığı sağlam bir kaya kütlesi üzerindedir.

Trabzon Kalesi

Tepelere çıkıldıkça daha iyi görülebilen kalenin Fatih Sultan Mehmet tarafından ne kadar zor alındığı anlaşılabiliyordu,Nihayet,dolana dolana,Trabzon’un güzelliklerine Soğuksu tepesinden bakarak,Atatürk köşküne ulaşmıştık.

6.1.4. Atatürk Köşkü

            Taş işçiliğiyle yapıldığı anlaşılan köşkün bahçesi  çam ağaçlarıyla çeviriliydi.İnsana dinginlik ve huzur veren bahçe,burada sabahlara kadar ülkeyi kurtarma çalışmalarının,sessiz ve gözden uzakta yapıldığını,O yüce insanın olağan üstü zevkini de yansıtıyordu.

19. yüzyılda Konstantin adlı biri tarafından yaptırılan binanın merdivenleri ahşap ve korkulukluydu.Tavanlarındaki  alçı süslemeler dikkati .çekiyordu.Giriş katında misafir odası,dinlenme odası,oturma odası ve yemek odası vardı.Mutfak kısmını gezerken,binanın ısıtması için kullanılan kalorifer sisteminin,mutfakta aynı zamanda yemek ısıtma işleminde de kullanılması zamanının ileri teknolojisini göstermekteydi.Toplantı odasında,Mustafa Kemal’in kendi işaretlediği harita bulunmaktaydı.

Odaları gezerken,dinlenme odasında mal varlığını milletine armağan ettiği yazıyı görünce duygulanmadan ve günümüzü düşünmeden edemedim.Yüce Önder “ Mal ve Mülk bana ağırlık veriyor,bunları milletime vermekten ferahlık duyuyorum” diyordu bir yazıda. Türk ulusu emanetini sonsuza kadar yaşatacaktır bu büyük insanın.

Birkaç kez geldiği köşkü beğenen Atatürk’e burası hediye edilmiş,daha sonra kardeşi Makbule  Boysan’a kalan köşk,satın alınarak 1942’de müze haline getirilmişti.

Trabzon Atatürk Köşkü

Köşkün bahçesinde,çaylarımızı keyifle içtikten sonra yakınında bulunan telkari ve riyaziye ürünlerinin satıldığı yere geçmiştik.Burada,Trabzon tarihi üzerine araştırmalar yapan, araştırmacı yazar Ömer Şen’le tanışmam ve ondan bilgiler almam sevindirmişti beni.

Karadeniz’e gelirken. kemençe ve tulumu canlı canlı dinleyeceğimi ummuştum.Bahçeye çıkınca,yerel giysiler içinde,elinde kemençe olan bir delikanlı gördüm.Delikanlı tanıtım amaçlı orada bulunmaktaymış ve arzumuz üzerine bize 3-4 parça  çalıp söyleyerek hoşça vakit geçirtti.Gönül telimi,kıvrak havayla titretmişti.Türkçe konuşulanı anlayan,ama konuşmada zorluk yaşayan bu gençten dinlediğim parçalar hayli keyif vermişti.Burada kemençeye değinmekte yarar görüyorum.

6.1.4.1. Kemençe

Orta Asya’da,Özbekistan ve Kırgızistan’da ıklığ adı ile kullanılan kemençe sazlı zazlar grubundandır.Trabzon tarih sempozyumu bildirilerini 1999’da yayınlayan Trabzon belediyesi yayınlarına göre, bölgeye Kumanlardan yadigar kalan bir isim de kemençedir. Kemençe, Kumanlarda şahıs ismi olarak da kullanılmıştır. 1290’da Macar kralı IV. Laszlo’yu öldüren Kumanlardan birinin adı Kemenche idi. Gagauzlar’da Kemençe kelimesi Keman olup, kemençe çalıp oynanan oyunun adı da horondur.Araştırmacı Prof Rasonyi’ye göre,.Kuman Türklerinin aile ve şahıs adlarındandır  ve erkek ismidir kemençe.

Kemençeyi böylece belirledikten sonra  ona eşlik eden,hamisinin kıvraklığını yansıtan horonun Kuman Türklerinde sallanmak, yaylanmak.olduğunu K Gronbech’in yazdığı Kuman lehçesi sözlüğünden öğreniyoruz.

İnanın gönül telini titreten,horon eşliğinde kıpır kıpır oynatan kemençe,Karadeniz insanının hamsi ve büyük bir coşkuyla akan akarsularla olan  coşkusunu,aynı zamanda  hamsinin kıvraklığını  yansıtmaktadır.ansın gönül telini titreten,ğünden öğreniyoruzmençeundandır.

 Atatürk Köşkünden sonra,otobüsümüz  Ayasofya’ya doğru hareket etmişti.

Leave a reply

Your email address will not be published.

7 − seven =