EcoTripSoS - Rize Anıları...

Karadeniz Notları 8 – Rize (Devam)

7.1.3 Ayder Yaylası

Ayder girişine geldiğimizde,herkes sabırsızlıkla otobüsten kendini atmaya çalışmıştı.Kendi kendime, “ Cennetin  öteki adı Ayder mi ?” diye düşündüm.Onlarca ülke gezmiş olan ben, bu kadar güzel bir yeri hiçbir yerde görmemiştim.Geleneksel ahşap evlerin süslediği yayla,dağlardan akan çağlayanları ile muhteşem görünüyordu.Doyumsuz bir güzellik, insanın ruhunu dinlendiriyordu.Lezzetli maden suyunun ve sıcak kaplıcasının her derde deva olduğunu öğrenmiştim.Yolunun asfaltlanmasıyla turizm potansiyeli daha da artan Ayder yaylası gittikçe daha fazla sayıda turist çekecektir.Sadece alt yapı sorunu bulunmaktadır,bu konuda da ilgililer gerekli çalışmayı yapmaktaymış.

Rize Ayder Yaylası

Doğayı izleyip,boş bol oksijeni  içimize çekerken,küçük ahşap dükkanların önünden,hediyelik eşyalara bakarak yürüyorduk.Yamaçlara ikişer katlı ahşap evler kurulmuştu,teleferikler ihtiyaçları sağlıyordu.Doğa’nın yapısı bozulmadan yapılan ahşap evler yaylanın güzelliğine güzellik katıyordu.

Yukarıdan aşağı doğru bakınarak inerken,bir dükkan evin önünde geçtiğim sırada kulağıma,bugüne kadar yakından görmediğim  Tulum sesi gelmişti hafiften,yaklaştım, sarışınca,buğday-kızıl karışımı yüzlü satıcı ve de ev sahibi olduğunu sandığım bayan’a “ Bu tulum sesi değil mi’ “ diye sorunca, “Tulumu tanımayana yazıklar olsun” diye yanıtlamıştı beni.Belli ki, tulumu tanımamak bir hakaret gibi algılanıyordu burada. Durdum,izin istedim,bir süre dinledim.bayanın oğlu içeride çalışma yapıyormuş,istedim ki çıksın, görüp dinleyelim.Mümkün olmadı.Karadeniz’in sıcak kanlı insanlarını tüm özelliklerini bu her dükkanda bulunan kadın ya da  genç kızlarda da görüyorduk.Yapılabilecek her yardımı yapıyor,bizi misafir etmek istiyorlardı dükkanlarında.Sohbetleri, şivelerinin de verdiği etkiyle çok hoştu,doyulmuyordu Karadeniz insanının sohbetine.Burada tulumu biraz açmakta yarar var.

7.1.4 Tulum ve Ayder’den ayrılış

Karadeniz Tulum

Tulum içi çıkarılmış davar derisidir,keçiden yapılır.Bütün Türk lehçelerinde bu kelime mevcuttur.Kaşgarlı  Mahmut’un  1072’de yazdığı eserinde tulum kelimesi geçmektedir.Ali Tayyar Önder 1999’da Ankara’da yazdığı Türkiye’nin etnik yapısı adlı eserinde,”Tulum çok eski bir Türk icadıdır. İspatı ise, tulum çalgılarında görülen çift-düdük şeklinin aynısının, 1933 yılında Macaristan’ın Szolnok vilayetinde Avar Türklerine ait olduğu tespit edilen bir mezarda meydana çıkarılmış olmasıdır. Avarların bir kolu Trabzon taraflarına indiğini bildiğimiz için bu buluşların değeri büsbütün artıyor, belki o göçlere kadar çıkıyor.” Demektedir.

Lazca Guda adı verilen tulumun gövde kısmına da guda denmektedir.Bölgede kayde terimi müzik için kullanılmaktadır.Tuluma  gayda adını veren İskoçyalılar’a tulumun Türkler eliyle ulaştığından hiçbir şüphe yoktur.

Ayder’e ve insanına doyamıyorduk,bir çayhanede Rize’de içmenin tadına vardığımız çaylarımızı içtik,bir yandan da sohbetimizi sürdürdük.Zaman gelmişti,ama hiçbirimizin canı bu güzelliklerden ayrılmak istemiyordu.Otobüse istemeye istemeye binmiştik.

Ayder’e çıkarken,bir restoranı geçtiğimiz sırada,” Alabalık Restoran 100 metre geridedir” diye bir tabela görmüştüm. İhtiyaç ve çay molası için geri dönüşte durduğumuz restoran sahibine neden böyle yazdınız diye sorunca,olanca kıvrak zekasıyla “ Dikkati çekmek için” diye yanıtlamıştı.

Her zaman büyük bir zevkle,gülerek, akıl ürünü  fıkralarını dinlediğimiz bu  insanların pratik zekası,aklı, sevecenlikleri ve misafirperverlikleri gibiydi.Sohbet ettiğim kişilerden artık Temel adının pek kalmadığını,Fadime adının ise azaldığını duymuştum.

Bilgi ya yazılı kaynaktan ,ya da sözlü kaynaktan alınırdı.Gittiğim yerlerde,her zaman bilgilerine başvurduğum yaşlı kişileri arıyor,sohbet ediyordum..Herkes çayını içerken,Osmanlı yapısı olduğu belli olan Timesvat köprüsü yakınındaki bu restoranın çevrelerinde yaşlı birini arıyordu gözlerim.

Duvarın üzerinde bir ağaç gölgesinde oturan yaşlı amca gözüme ilişti. Hemen gidip,sohbet etmeliydim,yaklaştım,selam verip,yanına oturdum.Buğday benizli,sarışınca,gözleri gök mavisiydi.O ana kadar,kime Laz mısın? diye sorduysam,aldığım cevap,”Horasan’dan dedelerimiz gelmiş” şeklindeydi.Ayder yaylasını da kuran soyu Horasan erenlerinden Hoca Ahmet Yesevi’ye dayanan Hayder Ali Bey Candı.Daha sonra,Hayder Ayder şekline dönüşmüştü.Yaşlı amca da,Horasandan geldiklerini ve buranın aşağısında yaşayanlar Megreldir demişti.Sohbetin en güzel yerinde,toplanma düdüğü çaldı, tertemiz yüzlü amcayla vedalaşarak ayrıldım.Hala laz olabilecek kimseyle karşılaşamamıştım.Kimdi bu Lazlar peki,neredeydiler ?

Leave a reply

Your email address will not be published.

twenty + 6 =