EcoTripSoS - Karadeniz Rehberi...

Karadeniz Notları 3 – Ünye, Ordu, Giresun

4.1. Ünye

            Sırtını  Canik dağlarına yaslamış  ilçeye  girerken,her yerde  yeşillik ve parklar,temizlik dikkatimi çekmişti. Arkadaki dağ sırasını görmezden gelirsek,Yunanistan’ın Selanik kentine benzetmiştim burayı görüntü olarak.İhtiyaç molası için bir yerde park ettikten sonra,deniz kıyısında bolca bulunan çay bahçelerinden birine oturduk,dinlenme çaylarımızı Karadeniz’in sakin  görüntüsü ile içtik. Bir yandan da  Ünyeli olduğunu öğrendiğim son derece nazik,yardım severliği ile bize yaklaşan bir gençle sohbete koyulduk.Çevredeki gözlemlerimden,insanları da  son derce uygar ve saygılıydı.Karadeniz’e gelirken zihnimde canlandırdığım .görüntü gitmişti. Hoş sohbet,içten,misafirperver,misafir için canını bile verebilecek kadar sıcak olan dupduru Karadeniz insanı, Karadeniz’in güzelliği, galiba Ünye ile başlamıştı diye düşünmeden edemedim.Son derece modern gençleri görünce şaşırmadım desem yalan olur.Gerçek Karadeniz başlamıştı ve gittikçe heyecan duyuyordum bu güzel insanları ve yöreyi yakından tanıyacağım için.

Bir süre dinlendikten sonra,Ordu’ya doğru yola koyulduk.Akşam üzeri Ordu’ya varmıştık.

karadeniz7

4.1.2. Ordu

            Maviyle yeşilin kaynaştığı,derelerinin bol olduğu Ordu ili,tüm kıyı kesimlerinde olduğu gibi M.Ö. VIII. Yüzyılda Miletli kolonilerce kurulmuş,Samsun  Ordu karayolu üzerinde olduğu ve yeri tam olarak belirlenen Kot Türklerinin yurdu,ya da Grekçe Dağ eteği  anlamına gelen Kotyora adıyla  kurulmuş.Hitit,Frig,Bizans,Roma,Selçuklu ve daha sonra da Osmanlı hakimiyetine girmiştir.

Geceyi Ordu’da geçireceğimiz için sevinçliydim,yerel yemekleri yiyebilir,Orduyu daha yakından tanıma fırsatını yakalayabilirdim. Otelimize yerleştikten sonra.akşam yemeklerimizi yedik,şehri biraz dolaştık.Pezik mücveri,fasülye diblesi gibi yerel yemeklerden bulmamıştım,

Gündüz yolculuk epey yormuştu,otelimize dönüp,sabah görülecek yerleri gezmek üzere dinlendik.

Sabah kalkıp,kahvaltımızı ettikten sonra, türkülere konu olmuş,dereleriyle,fındığı ile  meşhur, mavinin yeşille kucaklaştığı Ordu’yu tanımak üzere yola koyulduk.Zamanın yetersizliği,görülmesi gereken kimi yerleri görmemize engel oluyordu.İstiyordum ki,her yeri doyasıya görebileyim .Örneğin; Yason burnunu ve Kilisesini,Kurul Kayası Yerleşimini…

Önce Paşaoğlu Konağı’na gittik.

4.1.2.1. Paşaoğlu Konağı.

1983 yılında Paşaoğlu Hüseyin Efendi tarafından yaptırılmış konağın taşları Ünye’den,keresteleri Romanya’dan,çinileri de Avrupa’dan getirilmiş.Ustası bir İstanbullu olan  konak,Ordu Etnografya müzesi olarak hizmete açılmış.

Konağa vardığımızda tadilatta olduğunu öğrenince,bu mıuhteşem yapıyı görememenin üzüntüsünü yaşamıştım.

Şimdi güzergah, Ordu’nun harika görüntüsünün görülebileceği Boztepeydi.

karadeniz8

4.1.2.2 Boztepe.

Kıvrıla kıvrıla,dereleri seyrede seyrede yaklaşık 5-6 kilometre asfalt yoldan tırmandık.Tepeye vardığımızda,geceleri ve güneş batarken çok güzel bir görüntünün olduğunu sandığım Boztepe’den Ordu  harika görüntüsüyle kuş bakışı ayaklarımızın altındaydı.Tepede,her tür rekreasyon alanı mevcut olup,ihtiyacı karşılayacak tesisler bulunmaktaydı. Böylesi muhteşem bir görüntüyü Altınoluk yakınlarında Adatepe’ye çok yakın Zeus tapınağına çıktığımda görmüştüm.

Tepede,çaylarımızı büyük bir keyifle içtikten ve temiz havayı alıp ruhlarımızı dinlendirdikten sonra,hareket saati gelmişti,ama,kimse bu güzel görüntüyü bırakıp gitmek istemiyordu. Zor toparlandık.

Şimdi,  fındık diyarı  Giresun’a  yönelmiştik.

5.1. Giresun

            Kıyı şeritlerinde bulunan yerleşim yerleri hakkındaki bilgileri,Yunanlı seyyah ve coğrafyacılardan almaktayız. Özellikle de daha önce dediğim gibi Tekirdağ’ın kuruluşunu,Trakları  en ince ayrıntısına kadar anlatan Xenephon’nun Anabasis-Onbinlerin Dönüşü adlı eserinden. M:Ö  2000 yıllarında gelen ilk kavimlerin Orta Asya Türklerinden olan Kimmerler olduğunu öğreniyoruz.Kimler gelmemiş ki? Tibarenler, Peçenekler,Hunlar,Bulgarlar,Oğuzlar,Kolhlar,Romalılar ve adlarını sayamadığımız niceleri. Karadeniz bölgesinde önemli rolleri olan Kolhlara ileriki bölümlerde kısaca değinmemiz gerekecektir.

Miletliler tarafından  Kerasus adıyla kurulan kent,Roma döneminde Kerasun adını almış,Osmanlılar döneminde de Giresun olmuştur.

Giresun’un dar sokakları arasında  kaleye doğru yol alırken,Karadenizli’nin ince ve nüktedan zekasını dükkanların tabelalarında görmeye başlamıştım.Gerçekten de bu zeki,hazırcevap ve de akıllı insanlar yaratıcı bir güce sahiptiler.Bunu her yerde yansıtıyorlardı.Örneğin,bazı tabelalardan örnek vermem gerekirse şöyle yazıyordu; Abur Cubur Büfeterya ( kafeterya ile büfe birleştirilmişti ),Family çarşısı, yani aile çarşısı, Acele Yemek salonu gibi… Bir Karadenizliyle konuştuğunuz zaman,onun ne kadar kıvrak zekası olduğunu hemen anlayabiliyorsunuz.Artık,bu zeki insanlarla  karşılaşıp,sohbet edebileceğim bölgelere geldiğimi anlamıştım.Onları daha yakından tanımak bana ayrı bir heyecan ve mutluluk veriyordu.

karadeniz9

Asfalt bir yoldan,kıvrıla kıvrıla Kale’ye çıktık.Giresun’a oldukça hakim bir tepe üzerinde bulunan Pontus kralının yaptırdığı düşünülen kalede saray ve sur kalıntıları vardı.Yüksek duvarlı,savunulması kolay, ama, alınması da bir o kadar zor bir kaleydi.

Yukarı alana çıktığımızda, Kurtuluş savaşında, çetecilerin amansız düşmanı olup,büyük yararlılıklar gösteren ve Mustafa Kemal’in Muhafız alayına girip,O’nun korumalığını yapan Gazi Topal Osman Ağa’nın Mezarına ulaşmıştık.Bir süre Palamut balığının yakalandığı  ilk yer olan Giresun’u tepeden  izledik.Tepeden Giresun’un tek adasını da  kolayca görme şansımız olmuştu.Tarihçi Pilinius’un anlattığına göre; Bir çok efsaneye konukluk etmiş olan ada Aretias adını almış o dönemlerde.Adada tapınaklar varmış.Görmek isterdim.Belki de argonotların uğrak yeriydi.

İncelemelerimiz tamamlandıktan sonra,otobüsümüze dönmüştük,dar yollardan geçerek ana yola çıkana kadar,Zeytinlik mahallesindeki tipik Giresun evlerini görebilme şansımız olmuştu.

Giresun’dan geçerken ünlü dilbilim  Profesörü, rahmetli hocam Özcan Başkan’ı hatırladım.Giresun’un kuş köyünde insanların konuşarak anlaşmadığı,herkesin sadece ıslıkla anlaştığı,ıslık dilini araştırmak için,bu yörede uzunca bir süre kalıp,ıslıkça dilinin bilimsel tabana oturtulması için çalışmalar yaptığını,uluslar arası diller literatürüne bu dili soktuğunu hatırladım.Bize çok şey öğreten ,Giresun’u dünyaya tanıtan bu eşsiz  değerli bilim adamını bir kez  daha saygı ve minnetle anmıştım,Işıklar içinde yatsın

Görele,Vakfıkebir ve Akçaabat üzerinden Trabzon’a doğru yola Koyulduk.Dik dağ yamaçlarının tepelerinde bulunan yerleşim yerleri gittikçe çoğalmaya başlamıştı.Arazinin elverişsiz olması sonucu,insanlar tepelere evlerini yapmışlardı.Acaba,bu tepelere ulaşım var mıydı ? İnsanların ihtiyaçları nasıl karşılanırdı ? gibi sorular oluşmuştu  zihnimde.Trabzon il sınırları içine girdiğimizde bu evler daha da fazlalaşmış.Nerdeyse,bir ev bir cami,ya da iki ev bir cami tepelerde gözüme çarpıyordu.Yakından görmek istiyordum buraları.

Akşamüzeri Trabzon’a ulaşmıştık. Kalacağımız yer,köftesiyle meşhur Akçaabat ilçesiydi.Otelimize yerleştikten sonra,ilçeyi biraz  gezip,yemeklerimizi yedikten sonra,dinlenmek üzere otelimize dönmüştük.Ertesi sabah zorlu bir gün olacağını biliyordum.

Leave a reply

Your email address will not be published.

12 + 7 =